Claire Lajus 
Translator

on Lyrikline: 10 poems translated

from: turkish to: french

Original

Translation

KAPILAR

turkish | Neşe Yaşin

Kapılar çalınırdı
ve kadınlar açarlardı kapıları
geçip giderdi hayat
hergün tozu alınarak ve parlatılarak

Onlar ki
büyük bir aşkın özlemini duyarlardı
seyretmek için kendi güzelliklerini
çağların ardından bir tablo gibi
 donup kalmaktı istedikleri

Küçük bir kız çocuğu iken
uysal birer fidan gibi büyüdüler
ve parmaklarına pırıltılı halkalar giyip
beyaz güvercinler gibi
     tutsak evine girdiler

Sokağa düştü kimisi
     anne bile olmadan
Kimisi bir kuyrukluyıldız olup gitti
kimisi bir gül dalına astı kendini
     hayatı sorgusuz bekledi

Işıl  ışıl yandı camlar
çamaşırlar ütülendi
ama çalınmadı kapı hiç
o çılgınca seven adam hiç gelmedi   -

Dünya bir at arabasıydı
ve son sürat çekerlerdi onu
nasıl da anlamazlardı
kadının en güçlü olduğunu      .
ve özgürlük sözcüğü
gökyüzünde bir yılbaşı balosuna benzerdi
hiç bulamadılar uygun elbiseyi
asla oraya gidemeyeceklerdi

Onlar hep şaştılar yalnızca
     erkeklerin asker kılıklarına
ve gece yarısı tutulan nöbetler için
kazaklar ördüler
     gizlice giyilsin diye üniforma altına

İnce şişlerle zahmetin ördüğü hayat
     kurşun delikleriyle yaralandı
Çeyizleri çiğnendi insafsızca
insanın insani her kıyımında
yitirdiler o en değerli kocalan ve oğullan

gözyaşı ve yalnızlık yandı mumlarda
buhurdanlıklar tüttü hep
     soğuk dul odalarında

Duvardaydı resimleri
Babaların, oğulların ve silahların ellerindeki
kalın kaşlar, gür bıyıklar, sert bakışlar
          hükmettiler yuvaya

Her şeye karışırlardı bulundukları yerden
kapının tokmağından tenceredeki aşa
bağırtıları hala çınlardı ortalıkta
Çocuklar küçük kediler gibi
       annelerin eteğine sığınırdı da

Onlar hep dua ettiler
ve mersin dalları taşıdılar
    her bayram mezarlara
ince bir sızıyla yaşandı özlem
sessizce indi
       yürekten kasıklara

Kapılar çalınırdı
ve kadınlar açarlardı kapıları
Geçip giderdi hayat
hergün tozu alınarak ve parlatılarak

© Neşe Yaşin, Amargi
from: Şiir Seçkisi
Amargi, 2008
Audio production: Literaturwerkstatt Berlin 2010

Les Portes

french

Aux portes on sonnait
et les femmes ouvraient les portes
la vie s’écoulait
à dépoussiérer et à astiquer chaque jour

Elles, qui
ressentaient le manque d’un grand amour
qui contemplerait leur beauté 
tel un tableau à travers une cascade
leurs désirs s’étaient figés

Petites filles
chacune grandit telle une pousse docile
puis elles enfilèrent à leurs doigts de brillants anneaux
et telles de blanches colombes
      entrèrent dans la maison cage

L’une se retrouva à la rue
     avant même d’être mère
une autre se volatilisa en comète
une autre se pendit à la branche d’une rose
         attendant la vie sans rien demander

Les vitres brillèrent de milles feux
le linge fut repassé
mais jamais on ne sonnait à la porte
jamais ne vint cet homme transi d’amour

Le monde était une calèche
et elles l’entraînaient à toute vitesse
comment ne comprirent-elles pas
que les femmes étaient les plus fortes
et le mot liberté
dans les cieux ressemblait à un bal de Réveillon
la robe convenable, elles ne purent jamais la trouver
elles n’allaient jamais pouvoir y aller

Elles, elles ne cessèrent juste pas de s’étonner
         devant les habits militaires des hommes
et pour les nuits de garde
elles tricotèrent des pulls
       pour qu’ils les portent en cachette sous l’uniforme

Cette vie tricotée avec de fines aiguilles par l’abnégation
     fut perforée par balle
leur dot fut bafouée sans pitié
à chaque massacre humain de l’humain
elles perdirent leurs précieux maris et fils

dans les bougies, larmes et solitudes brûlèrent
les encensoirs fumèrent sans arrêt
    dans les chambres glaciales des veuves

Ils étaient sur les murs les portraits
de leurs pères, de leurs fils et des armes dans leurs mains
sourcils épais, moustaches fournies, regards durs
     ils régnèrent sur leur foyer

De leur place, ils se mêlaient de tout
de la poignée de porte au repas dans la casserole
leurs éclats de voix résonnaient encore partout
et les enfants tels des chatons
 allaient se réfugier sous les jupes de leur mère

Elles, elles prièrent sans cesse
et elles apportèrent des branches de myrtes
     à chaque fête religieuse sur les tombes
par une douleur subtile se fit sentir le manque
descendue silencieusement
             du cœur aux reins

Aux portes on sonnait
et les femmes ouvraient les portes
la vie s’écoulait
à dépoussiérer et à astiquer chaque jour

Traduit par Claire Lajus

YAĞMUR

turkish | Metin Cengiz

-1-

Yağmurun yağışını seyrettim dün
Her şeyi göğe benzetiyor yağmur
Her şey asılı kalıyor havada
Bir an donmuş gibi yere düşmeden
Akıl yerle gök arasında şaşkın
Uçan kuş gibi asılı kalıyor

Bir an seni gördüm bakışlarını ve yağmura benzeyen bedenini
Attım hayal gibi yağan yağmura kendimi ve sarıldım bedenine
Seyredenler yazık be bu adama aklını mutlaka kaçırmış dedi
Bağırdım: akıl sizin olsun ama dokunmayın sakın yağan yağmura

-2-

İnsanın ruhuna çarpıyor yağmur ve yağmurun o güçlü damlaları
Aklındaki dizeleri su gibi silip götürüyor ıslık çalarak
Hayat sulara kapılıp gidiyor
Sevgili gözlerin yüzün gidiyor
Anımsadığım geçmiş şu köprüde
Yumruklar havada nümayiş sonra polis copu ve jandarma dipçiği
Yaşanmış ne varsa bir hayal gibi kalıyor o mühürlenmiş uzakta

Yaktığı ateşi seyrediyorum sokaklarda hazla yağmurun
İnsanların ruhunda bıraktığı ateşi aşk gibi umut gibi
Yangın yerindeyiz yanıyor her yer

Ömür böyle diye düşünüyorum
Çelik gibi sıkıyor boğazımı
Elimi uzatıyorum geçmişe
Yağmur tutuyor ellerimden yalnız şu viran olmuş yıllarım yerine
Su olup akıyor yağmur
Bir dava uğruna kaybolan elli dört yaşım

-3-

Uzun hava gibi yağıyor yağmur
Sanki çığ düşüyor pencerelere
Dünyanın menteşeleri kopuyor
Gök saçın yolarak iniyor yere

Beni bu havalarla an sevgili
Yağmurun bıraktığı yangınlarla
Beni yaktığı ateşle sokakta
Beni böyle alt üst oluşlarla an

Bir alt üst oluşum bu dünyaya ben

-4-

Akşam yorgun akşam yalnız hüzünlü
Yağsın, yağmur içip dirilsin dünya
Uzun bir uykudan uyanır gibi

Çocukken öğrendim doğmak ne ama
Hâlâ anlamadım gitti ölümü
        ***

Bu yıl bu bahçenin gülleri açmaz
Yağmurum ol yun beni sokaklarda
        ***

Sokaklarda akıp giden suyum ben
Mecram ol benim kalabalık yüzüm
Seninle sonsuza akıp gideyim




© Metin Cengiz
Istanbul: Şiirden Publishing, 2009
ISBN: 9759056704

LA PLUİE

french

1-

Hier j’ai regardé tomber la pluie
La pluie fait tout ressembler au ciel
Tout est suspendu en l’air
Comme figé avant de toucher le sol
La raison étonnée entre ciel et terre
est suspendue en l’air comme un oiseau

Un moment je t’ai vue avec ressemblant à la pluie tes regards et ton corps
Je me suis jeté sous la pluie battante et j’ai enlacé ton corps
Dommage cet homme a dû perdre la raison, ont dit les badauds
J’ai crié : gardez donc la raison mais ne touchez pas à la pluie battante

2-

L'esprit humain  est battu par la pluie et ses rudes gouttes
Elle emporte en sifflant les vers présent à  l'esprit
La vie part entraînée par les eaux
Ton cher visage et tes yeux partent
Sur ce pont qui me rappelle le passé
La manifestation poings en l’air puis la matraque de police et la crosse du gendarme
Tout ce qui a été vécu demeurent comme un rêve au loin scellé

Je regarde avec plaisir le feu que la pluie a mis dans les rues
Le feu qui reste dans les âmes des gens comme l’amour     comme l’espoir  
Nous sommes en feu partout brûle

Je pense que la vie est ainsi
La vie serre ma gorge comme un acier
Je tends ma main vers le passé
Seule la pluie la retient au lieu de mes années ruinées
La pluie coule devenant eau
Et mes cinquante-quatre ans perdus pour un procès

3-

Il pleut comme une chanson
Comme si une avalanche tombe aux fenêtres
Les charnières du monde se brisent
Le ciel descend au sol en arrachant ses cheveux

Rappelle-toi de moi avec ces chansons mon amour
Les incendies que la pluie a laissés
Rappelle-toi de moi avec le feu qu’elle a mis dans les rues
Rappelle-toi de moi avec un tel bouleversement

Je suis un bouleversement pour ce monde

Poèmes traduits et relus par M. Cengiz et C. Lajus

Traduction française de Metin Cengiz et Claire Lajus

SAVAŞ

turkish | Metin Cengiz

Her yerde savaşın kokusunu alıyoruz
yalnız adı da olsa burnumuza vuruyor
taze ekmek kokusu gibi uzaktan.
Sanki birileri içimizde vuruşuyor
hayat ölümü deniyor silahıyla
kelimelerin kanını akıtarak.
Ekranlar öyle yakın ki gökyüzüne
tanrıyı görmemek imkansız
geçerken cepheden cepheye.

Oğlum, “Tanrı çıldırmış olmalı” diyor
“bu denli düşman olamaz kendine
aklının peşinde koşan insan bile.”
Aklın ne olduğunu düşünüyorum bir an.
Oturmak geliyor bir sandalyeye içimden
ve içmek sarhoş oluncaya yeniden.
Belki rastlarım diye kaybettiğim yüzüğüme
karımın armağanı ışıltılı bir gecede
kaybetmiş olduğum çakıllar arasında.

Elveda çocukluk aşkım.
Elveda çocukluğum.

Merhaba tanrı

© Metin Cengiz
Istanbul: Şiirden Publishing, 2009
ISBN: 9759056704

LA GUERRE

french

Partout nous prenons l’odeur de la guerre
bien qu’il ya sa nom, son odeur
previent au nos nez comme l’odeur du pain frais.
Comme si quelqu'un se bat à l'intérieur de nous
la vie éprouve la mort avec son arme
en coluant le sang des mots.
Les écrans sont si proches du ciel
c’est impossible de ne pas voir le dieu
en passant du front au front

Mon fils dis, “dieu probablement est devenu fou”
« ceuli qui vu  à l'arrière de son esprit
ne peut pas être tellement l'ennemi de lui-même ».
Un instant je pense, quel est la raison.
De mon intérieur il vient quelque chose de m'asseoir sur une chaise
Et boire de raki jusqu’à être ivre de nouveau.
Peut-être que je trouve ma bague
que j’ai perdue entre des cailloux
et que cadeau de ma femme dans une nuit brillante.

Adieu mon amour d’énfance
Adieu mon enfance.

Bonjour Dieu

Traduction française de Metin Cengiz et Claire Lajus

İLHAMİ

turkish | Metin Cengiz

1-
Hadi dostum, suların aktığını unut
Sular dalgalanır, sular durulur, sular
Yeryüzüne düşmüş kararsız bulut

Bir bulut ne ki dostum, gök uzun mu uzun
Yağmurlar, fırtınalar, sonra güneşler
Sonra okuduk mu sorusu mektepte hayatı
Sonra insanın buğdayken dönüştüğü un

Böyle dostum şahlanan bir at gibi başlar ya
Ne çetrefil şey hayatın benzemesi koşuya
Sular akar sular akar ve sular akar
Çakıla dönüşürken taşlar sulara bakar

Hayat dostum, arapsaçına dönüşmüş bir yumak hayat
Ve terli, çatlamak üzre olan bir at

2-

Kül mü gelir dile, külün ruhu mu
Ot nasıl dayanır dilsizliğe ey kahin

Hayat ki ölümün en çetrefil kardeşi
Ve insan ki bir atın göğe kişnemesi
Taş çağından kalma bir şölen sesi
Bir kaçağın sığındığı karanlık bir in

Hayat dedik, rakı içercesine yaşadık
Beli kırılır diye namussuz burjuvazinin
Zaman eledi bizi, felek kıyıp kavurdu
Kudurttu yurdumda faşizm denen o kuduz kurdu

3-

Hayat acımasız İlhami, gerçekler acı
Rüzgâr eser, rüzgâr eser ve rüzgâr eser
Bir top ateş olur hayat hayatın müminleri
Ne söz kalır İlhami ne de sözün cinleri

(Sahi hangi usta hangi hamlede
Fırlatıp atar sokaklara altın tacı?)

Hayat su gibi İlhami, tutamıyor insan
Elde kalıyor yalnızca kekremsi bir tat
Saatler vuruyor saatler vuruyor ve saatler vuruyor
En acemi oyuncuya kalıyor şah ve mat

Göğsünü bun’lara siper eden kardeşim
Şimdi yolda bir ışıksın sen yolda bir im

4-
Ben bir fotoğrafı yazdım bir yüzü okuyarak
Geçmiş yakın İlhami gelecek ırak

© Metin Cengiz
from: Dünyaya Katkımız Bir Ebru Vurgusu
Istanbul: Şiirden Publishing, 2009
ISBN: 9759056704

İLHAMİ

french

1-

Allons mon ami, oublie l’écoulement des eaux
Les eaux fluctuent, les eaux se calment, les eaux
sont un nuage inconstant qui est tombé à terre

Ami qu’est-ce qu’un nuage, le ciel est-il long long
Pluies, tempêtes, puis les soleils
Plus tard la question de « avons nous étudié à l'école »
Puis, l’homme qui est le blé devient la farine

C’est ça ami la vie commence comme un cheval se cabré
C’est trop compliqué la ressemblance de la vie à la course
Les eaux coulent les eaux coulent les eaux coulent
Les pierres qui se transforment  en cailloux regardent aux eaux

Ami, la vie, la vie est un écheveau complexe
Et un cheval en sueur qui est sur le point de craquer

2-

La cendre parle? Ou âme de cendre?
Comment l’herbe supporte d’être mutisme ô devin?

La vie qui est frère problématique de la mort
Et l’homme qui est hennissement d'un cheval contre le ciel
Le bruit d’un festin qui reste Âge de pierre
Une grotte sombre où un contrebandier se refuge

Nous avons dis que la vie, nous avons vécu comme boire du raki
Pour que la taille de bourgeoisie malhonnête se casse
Le temps nous a éliminés, le ciel nous a mis à mort et a brûlé
Et dans mon pays a enragé ce loup appelé fascisme
3-
La vie est cruelle İlhami, les vraies douloureux
Le vent souffle, le vent souffle et le vent souffle
La vie se transforme en une boule de feu, et ceux qui croient en la vie
Ni la parole reste İlhami, ni les djinns de parole

(Vraiment quel maître en quelle attaque
Jette la couronne d’or en rue?)

La vie est comme l’eau İlhami, on ne peut pas saisir
A l'arrière, seulement un goût amer reste
Horloges indique l'heure, horloges indique l'heure, horloges indique l'heure
Reste au joueur le plus débutant de dire: roi et mat

Ô mon frère qui fait sa poitrine le rempart contre les ennuis
Maintenant tu es la lumière sur la route, sur la route un signe

4-

J'ai écrit une photo en lisant un visage
Le passé est proche İlhami, l’avenir est loin


*İlhami (né en 1954), poète et copain. Il s’est suicidé en 1983.

Traduction française de Metin Cengiz et Claire Lajus

OĞLUM

turkish | Metin Cengiz

Uzun bir yola benzetiyor beni oğlum
Anasını toprağa
Ben uzakta hapishanede yatmışım
Anası yürümeyi öğretmiş ona

© Metin Cengiz
from: Dünyaya Katkımız Bir Ebru Vurgusu
Istanbul: Şiirden Publishing, 2009
ISBN: 9759056704

MON FILS

french

Mon fils me compare à une longue route
Et sa mère à la terre
J'étais en prison au loin
Sa mère lui a appris à marcher

Traduction française de Metin Cengiz et Claire Lajus

GÜN OLUR

turkish | Metin Cengiz

gün olur biri gelir
yerleşir yüreğime
sarar bütün gövdemi
erir beni koruyan demir

duymadığım sözler eder
beni anlatır uzun uzun bana
ters yüz eder dünyamı
götürür uzaklara beni de beraber

değil, yalnızca bu değil anlatmak istediğim
o belki başkası belki sensin
ama anlarım ki sonunda
kendinin yolcusu benim

© Metin Cengiz
from: Dünyaya Katkımız Bir Ebru Vurgusu
Istanbul: Şiirden Publishing, 2009
ISBN: 9759056704

Avec le temps

french

Avec le temps, quelqu’un vient
s’établir dans mon cœur
envelopper tout mon corps
fait fondre le fer qui me protège

Prononcer des paroles que jamais je n’écoute
me raconter longtemps une histoire
renverser mon monde
m’emporter au loin

non, ce n’est pas seulement ce que je veux dire
ce ne peut être que toi
mais je comprends à la fin
que c’est moi qui fait voyage

Traduction française de Metin Cengiz et Claire Lajus

Bir Yabancıyım En Çok Kendime

turkish | Müesser Yeniay

Üzerimde bir yabancıyla yaşıyorum
sanki zıplasam düşecek içimden

boynumdan altını seyrediyorum
saçları saçlarımdan
elleri ellerimden

ellerimin kökü toprak altında
acıyan bir toprağım ben kendi üstümde

kaç defa
ezilen aklımı taşın altında bıraktım

uyuyorum dinlensin
uyanıyorum çekip gitsin
-uykudan neler öğrenmeliyim-

üzerimde bir yabancıyla yaşıyorum
sanki zıplasam düşecek içimden

© Müesser Yeniay
from: ben olmadan çöller vardı
Şiirden Publishing, 2014
Audio production: Haus für Poesie / 2016

Etrangère surtout à moi-même

french

Je vis avec en moi un étranger
au moindre saut il tomberait presque de moi

Je l’observe de ma nuque
de mes cheveux ses cheveux
de mes mains ses mains

les racines de mes mains sont sous terre
je suis au-dessus de moi-même une terre souffrante

combien de fois
j'ai laissé sous la pierre mon esprit opprimé

je dors pour qu'il se repose
je me réveille pour qu'il s'en aille
- que dois-je apprendre du sommeil-

je vis avec en moi un étranger
au moindre saut il tomberait presque de moi

Traduit par Claire Lajus

Şimdi Bana Anlatmayın Erkekleri

turkish | Müesser Yeniay

Canım öyle acıyor ki
yerin altındaki taşları uyandırıyorum

kadınlığım benim
içine taş doldurulan kumbaram
solucanlara yuva, ağaçkakanlara
vücuduna inen tilkilere kovuk
kollarıma yeni tohumlar serpilir
hayatının erkeği aranır ki ciddi meseledir

kadınlığım soğuk mezem
ve bir yokluğun evi olan kasığım
dünya burada duruyor
sen içine atılan çöplerle yaşa

gittiğinde etin tırnaktan ayrıldığını anlat ona
kopuşun ilmiyle yaşadığını
anlat ona o amansız hastalığı

derisi soyulmuş bir kuzu gibi üşür eti bakışlarınızda
“ben size annenizin rahmini borçlu değilim, bayım”
kadınlığım, zaptedilmiş kıtam

ne bir tarlayım ekilen…
kazıyın bedenimden o benim olmayan organı
düşürebilseydim bir yılan kavı gibi
anne olunmaz bir cinayete

vatan değil, kadın bedenidir bölünen
şimdi bana anlatmayın erkekleri

© Müesser Yeniay
from: ben olmadan çöller vardı
Şiirden Publishing, 2014
Audio production: Haus für Poesie / 2016

A présent ne me parlez pas des hommes

french

Je souffre tant que
je réveille les pierres souterraines
ma féminité
ma tirelire que l’on remplit de pierres
un nid à vers  à pics verts
descendant sur son corps tanière pour les renards
de nouvelles graines sont parsemées sur mes bras
on cherche l’homme de sa vie c’est un sérieux problème
ma féminité est mon hors d’œuvre
et mon aine la maison d’une absence
le monde s’arrête là
Bravo à toi qui t’y jette parmi ses déchets
en arrivant raconte-lui la chair se détachant de l’ongle
vécu avec la science de l’arrachement
raconte-lui cette maladie sans pitié
dans vos regards sa chair a froid comme un agneau tondu
moi je ne vous suis pas redevable de l’utérus de votre mère mon cher
ma féminité un continent usurpé
je ne suis pas non plus un champs à semer…
creusez en mon corps cet organe que je n’ai pas
si j’avais pu le faire glisser telle la mue d’un serpent
vers un crime de ne pas être mère
ce que l’on divise n’est pas la patrie mais le corps des femmes
à présent ne me parlez pas des hommes

Traduction: Claire Lajus

Ana Yas

turkish | Müesser Yeniay

Kadın olmak
istila edilmekmiş anne

her şeyimi aldılar

çocukluğumu bir kadın
kadınlığımı bir erkek

Tanrı kadını yaratmasın
Tanrı doğurmayı bilmez

kaburga kemikleri kırıldı işte
bütün erkeklerin

boynumuz kıldan ince

erkekler bir cenaze gibi
taşıyor omuzlarında bizi

ayak altında kaldık

bir tüy gibi hafif uçtuk
bir âlemden bir âdeme

sözlerim de onların
ayak izidir anne

© Müesser Yeniay
from: ben olmadan çöller vardı
Şiirden Publishing, 2014
Audio production: Haus für Poesie / 2016

Deuil originel

french

Etre femme
signifierait avoir été envahi, mère

ils m’ont tout pris

une femme mon enfance
un homme ma féminité

que dieu ne crée pas la femme
dieu ignore l’enfantement

voilà les côtes de tous les hommes
ont été cassées

notre nuque est plus fine qu’un cheveu

les hommes comme à un enterrement
nous portent sur leurs épaules

nous avons été soumises

nous nous sommes envolées légères comme une
plume d’un univers à un néant
 

même mes paroles sont la
trace de leurs pas, mère

Traduit par Claire Lajus

Bedenimle Dünyanın Arasına

turkish | Müesser Yeniay

Saçlarımda umutsuzluk uzuyor
kökü bende nasılsa

yeryüzü gibi dümdüzüm
yeryüzünün ortasında

anılarımı bir çadıra koysam
-kendimi başka bir çadıra-

gözlerim kayboluyor…

bir tohumdan çıkmış gibiyim
bir tohuma girecek gibi

acılar taşıyan bir kervan
geçiyor her gün üzerimden

-bir nal iziyim bu yüzden
günün yüzünde-

bedenimle dünyanın arasına
mesafe koymalıyım

© Müesser Yeniay
from: ben olmadan çöller vardı
Şiirden Publishing, 2014
Audio production: Haus für Poesie / 2016

Entre mon corps et le monde

french

le désespoir pousse dans ma chevelure
d’ailleurs sa racine est en moi

comme la terre je suis toute plate
au milieu de la terre

que je mette mes souvenirs sous une tente
-et moi-même dans une autre tente –

et mes yeux se perdent

je suis comme sortie d’une graine
et comme sur le point d’y entrer

une caravane transportant des souffrances
passe chaque jour en moi

c’est pourquoi je suis une marque de fer à cheval
sur le visage du jour

entre mon corps et le monde
je dois mettre de la distance

Traduit par Claire Lajus