Cécile Oumhani 
Übersetzer:in

auf Lyrikline: 4 Gedichte übersetzt

aus: türkisch nach: englisch

Original

Übersetzung

katedralden düşen kuş

türkisch | Reha Yünlüel

katedralden bir kuş düşer
bildik bir Strazburg akşamının üzerine
bir mevlüt okunur
bir ağıt yakılır
        ardından o karanlıkta
        bir canavardüdüğünün peşisıra

imamın sesi kısılmıştır
papazın yüzüyse allak bullak
bir kalabalık toplanmıştır Kleber Meydanı’na
     kalabalığın dudakları
     adı bilinmedik bir şâirin mısrâlarına tutukludur

katedral sessizdir
mumları alev almaz
kapıları ardına dek açıktır
kimsecikler girmez

kalabalık
Kleber Meydanı’ndadır
ses ve alev de

köşebaşındaki ayyaş bir zencinin
gözleri tarafından gözaltına alınır
kalabalığın dudakları ossaat


zencinin gözleri kançanağı kırmızıdır
     katedralin tüm alevi gözlerindedir
     şehrin tüm sesi şişesinde
     her yudumda o an şâirdir kendileri

mısrâlar
mısrâları tutkular

kim şâirdir kim değil
anlamak gereksizdir

şarabında kaybolmuş şişesinin
      dibindedir şâir

balkonundaki çamaşır ipine şâirin
bir çift gökkuşağı asılıdır

kurumamaya yeminli
          gökkuşağından damlar hepsi:
              alevi ve sesi yitik katedral; zencinin kan çanağı;
              kalabalığın huzursuzluğu; adı bilinmedik şâirin adı

hepsi, ama hepsi
kullanılmamış bir haritaya sargılıdır
           dört kitapta yazmasa bile adı, şâirin,
           dağcının el kitabında muhakkak yazılıdır

© Reha Yünlüel
aus: Katedralden Düşen Kuş
ISTANBUL: Virtüel, 2000
ISBN: 975-96720-4-9
Audio production: Hans-Pascal Blanchard

bird falling from the cathedral

englisch

a bird falls from the cathedral

in the familiar night of Strasbourg

someone recites the Mawlid

someons sings a Requiem

    in the darkness

    in echo with the police sirens

 

the imam’s voice was hoarse

the priest’s face was distraught

Place Kleber

the crowd gathers

    all lips captive

   of the unknown poet’s verses

 

the cathedral is silent

the altar candles will not light

the doors are wide open

no one comes in

 

the crowd is on Place Kléber

so are the voice and the flame

 

the crowd’s lips

are kept under watch

through the eyes of a drunk black man

at a street corner

 

blood-red the eyes of the black man

    the flame of the cathedral

       is reflected in them

the voice of the city

      is inside his bottle

with each of his swallows

     he too becomes a poet

 

verses

follow each other

 

who is a poet? who is not?

don’t bother wondering

 

the poet is at the bottom of the bottle

itself drowned in its own wine

 

on the rope of his balcony

wet rainbows hang

swearing they will not dry

         everything is dripping:

     the cathedral with neither light nor any voice,

     the blood-red eyes, the crowd’s anxiety

     the name of the unknown poet

 

and everything

winds itself together around a blank world map

   although it is not written

       in the sacred books

the name of the poet probably appears

 in the mountain people’s guidebook

Translated by Cécile Oumhani

hobisiz, fobisiz, bobisiz bir hayattan enstantaneler

türkisch | Reha Yünlüel

fobisi olmaz işçi sınıfının
karanlıktan korkmaz, böcekten,
kandan ve çalışmaktan
ışıktan, sudan ve hastalıktan
çalıştıkları makineleri
bir vidayı kilitleyen somun gibi
tamamlar onlar, âlet-edevâtı
bir maddenin derinliğini doldururlar
var güçleriyle içlerini boşaltarak
madde maddedirler, gıdım gıdım, asker,
ekmeği aslanın ağzından
dişini sökercesine alıverirler
boş zamanları yoktur, boşa harcayacakları
çarçur edecekleri bir hayatları, yoktur
çok üzülecek ve çok sevinecek zamanları
yoktur, yokturoğluyoktur, depresyonları,
katakullileri, kıyak konusu olabilecek şeyleri,
gece hayatları yoktur onların,
işleri değilse eğer geceleri;
taksiye binmezler, gündüz ya da gece tarifesi
ayrı bir mânâ, hovardalık yapmazlar, ayrı bir mânâ
modayla aralarında açık fark, mânâ, fink atmazlar
istatistiklere bir işleri varsa ya da yoksa diye geçerler
işi olmayanlar da girebilir çünkü
elini kolunu sallaya sallaya istatistiklere,
mânâdan mânâya sıçrayıp;
en çok da seçimlerde hatırlanırlar
-bir oy bir oydur, bir oy bir oy; oy oy oy!-
şişmanlamazlar, gıdıları yoktur
fazla eşyâsı olmaz onların, hiç mülkleri, ayrı bir
adâlete derin inançları, allah baba’ya kesin, ayrı
fazla olmaz karılarına ve çocuklarına inançları, bir mânâ
toplu taşıma araçlarının o sessiz müdâvimleri
küçük kulübelerde yaşarlar yasalsa durumları
-salsa ya da değilse çoğun gecekondularda
ve minnâcık apartman dairelerinde
çemberini sarmalayan bir döngüye kirâcı
ya da kendilerine tahsîs edilmiş
minyon metrekarelerde ismine sosyal konut denilen
klostrofobiden uzak
göze bakmazlar, batmazlar
işten kaçmazlar, kaçamazlar
açlık, soğuk ve sefâlet
devlet: babadır, anadır, herşeydir; yâni hiç
işçileri üvey evlât bile değil
besleme hiç
zengin mutfağında
bahçıvan ya da aşçı hiç
sevilip sevilmemekten uzak
olup olmamaktan
olmalarıyla ölmeleri birdir
çoktur çünkü onlardan
görünen görünmez onlardan
konusuzdurlar, sıfatsız, zamirsiz
ve bilfiil fiilsiz, yan cümleleri yoktur
yan bakan cümleleri, kafaya takan, takılan
gramerleri bozuktur, ağızları bozuk, kafaları
ama dilenmez işçi sınıfı
çalışır ve yakınmaz aslâ çalışmaktan
ve kanâat getirmekten
kıt kanâat yaşamaktan
habire tabandan tavana
kanat çırpmaktan
tüyleri parlak değildir
etleri leziz
kanları saf
değildir de değildir de ne değildir
ne uzalır ne kısalırlar
ne de artar eksilir
tüm işleri güçleri iştir
bu sınıf koliktir
hobisiz, fobisiz, bobisiz
kahve arkadaşlarıyla tavla oynarlar
-hepimiz, hepiniz gibi-
pişpirik, pişti, papaz kaçtı,
- hepimiz, hepiniz gibi -
dördüncüyü bulurlarsa okeye dönerler
- topumuz, topunuz gibi -
ölmez de emekli olabilirlerse
asgarî ücretin asgarîsinde beklerler
-kendileri gibi, kendileri gibi-
örgütlenirlerse sınıflarını geçerler
örgütlenmezlerse aynı sınıfa tâlim
-yâ Rabbi şükür, yâ Rabbi şükür-
emekli maaşını alabilmek için paramatik kuyruğunda
borcu ödenmemiş bir hastâne odasında,
kâh kahvede kâh televizyonlarının önünde
ya da saçma sapan bir kazâda
bir gün canlarını verirler
ecelleri kısadır onların, ecelleri acemi
ecelleri « bir varmış, bir yokmuş »
ecelleri ecellerine susamış
ardlarından başsağlığı ilânları yayınlanmaz
hatırlanmaları için ne bir sebep vardır
ne de bir vesîle
işsizliklerinde
ya kendileri olurlar ya alkolik
yahut da bir serseri mayın
kendilerine çarpıp
kendilerinde patlarlar
sararmayan bir sendikayla sınıf olup
sarı bir sendikayla ya da sendikasız
ipince bir ipişçi kalırlar
kalakalırlar
bobisiz bir modernliğe
karabaş karabaş
bakakalırlar.

© Reha Yünlüel
aus: Evrensel Kültür Dergisi, S. 226
ISTANBUL: Evrensel Kültür, 2010
Audio production: Hans-Pascal Blanchard

snapshots of life without any hobby, without any phobia, without any doggy

englisch

the working-class has no phobia

it is not afraid of the dark, of insects

of blood, of work

of light, of water, of illness

they attach themselves to their machines like screws to nuts

they turn into matter

by pouring their guts,

piece by piece, drop by drop, they are soldiers

and fetch their bread even from the lion’s mouth

as if they were pulling out a tooth from him

they have no free time, no time to kill

no life to waste either, no time

to be very sad or very cheerful,

they don’t have that kind of time, to feel depressed

or to cheat, or do anyone a favor

they don’t go out in the evening

except to go to work;

they don’t take taxis, have no day or night rates

this is a sign, they are not extravagant, another sign

they are not fashionable, another sign, they don’t have parties

they correspond with the statistics whether they work or are unemployed

for those who are unemployed also correspond with them freely

by jumping from one sign to another

they are remembered especially when there are elections

a vote is a vote, a vote, wow wow wow

they don’t get fat, have no double chins

they have no furniture no buildings, one more sign

they don’t really believe in justice, in god the father, that’s another

they don’t trust their wives or their children, sign

silent transit users

they live in small cabins if they are law-abiding

if they are not, in the iron sheets of shanties

and in tiny flats

as tenants caught in a vicious circle

or what has been planned for them

the few cute square meters provided by social housing

with no permission for claustrophobia

they don’t look in your eye, they don’t attract people’s attention

they don’t try to escape work; they couldn’t afford it

starvation, cold and poverty

the state: their father, their mother, everything; that is to say nothing

its workers are not even stepchildren

not even a foster child

a gardener or a cook

in a rich people’s house

they are far from loving and being loved

being and not being

living or dying for them is all the same

for there are many of them

visible and invisible

without a subject, an adjective or an adverb

verbally without a verb,

without an indirect look object

on their minds troubling them

broken grammar, broken language, broken head

but the working class does not beg

they work and never reproach anyone

for carrying on what it is doing

for living on what it has

for flapping its wings between the floor and the ceiling

their feathers don’t look very nice

nor is their flesh delicious

or their blood pure

who are they, what are they, what aren’t they

they don’t grow bigger or smaller,

better or worse, they are always the same,

work is their only occupation

their class is addicted to work

without any hobby, without any phobia, without any doggy

they play cards with their friends at the bar

--like we do, like you all do—

rami, canasta

--like we all do, like all of you—

if they find a fourth friend

they play belote

--like us, like you—

if they reach retirement age

they barely survive on the minimum

--like them, like them—

if they join a union, it is a success for them

otherwise they remain in the same class

--thank god, thank god—

one day, they breathe their last breath

as they stand in line in front of an automatic teller

in an unpaid hospital room,

in a coffee shop or in front of their TV

or in the course of some absurd accident

their lives are short, their lives lack experience

their lives spell like “once upon a time”

their lives just mean playing with life

no one publishes their death notices

one has no reason or occasion

to remember them

when they lose their jobs

they become themselves or start drinking

or turn like mines adrift

running into one another

exploding inside themselves

they are a class with a union that never turns yellow

with or without a “yellow” union

they grow into shriveled old workers

they gaze at modern life without a doggy

like the good mountain sheepdogs they are

Translated by Cécile Oumhani

karınca duası

türkisch | Reha Yünlüel

öyle bir elden düşme elelelik ki bu bizimkisi
hiç elden düşmez bir kere kelepirliğine keçi,
hani sanki uçsuz bucaksız bir bayrak yarışı
hani, tâzeliğini yitirmeyen sabahçı demi!

anteninden büyük bir işe mi kalkıştı biri?
el atıverir öteki, kol geriverir beriki;
yuvayı hüzün mü bastı?
kolları bir güzel sıvar,
çağırırız onbir ayın duru sultânı
Kemanî arı HayHay bey’i.

düşmez kalkmaz bir Allah -biliriz-,
birimiz düşerse hepimiz elimizi veririz;
birimiz unutsa birimiz hatırlar, hatırlatır,
yalnızlığı un ufak eder de yeriz biz!

laf ebesi turşucu Lafonten Efendi
halt etmiş bize kalırsa!
karamsar ağustos böceklerine de
mutlakâ açıktır fabl kapımız,
kar kargaşa ya da fırtına günleri.

ne ayaklarımız karıncalanır
-işte bu yüzden- bizim,
ne ayaklarımıza kara sular iner
ne ben'lerimiz üşür yaz günleri
ne de aklımız perde perde yiter!

kıskançlık derseniz pişmiş aş'a soğuk inat,
o da mırmır paspası şu aş’kapımızın
ayaklarımızı siler de îtinâyla, her yuvanın alınlığı
ata yâdigârı karınca duası bu fabldan böyle gireriz.

© Reha Yünlüel
aus: Evrensel Kültür Dergisi, S. 138 / Haziran-2003, s. 23
ISTANBUL: Evrensel Kültür, 2003
Audio production: Hans-Pascal Blanchard

the ant prayer

englisch

this is our hand-in-hand,

second-hand, but still in hand;

as stubborn as a goat, this is a good opportunity!

like an endless relay race,

like new wine aging well

 

if the task is too hard for my antennae

one will give me a hand, another will support me

if sadness overwhelms our nest

we roll up our sleeves

we call Carnival and its happy band for help

as well as the grasshopper and his fiddle

 

only God is infallible, as we know,

if one of us falls, another will reach out to him

if one of us forgets, another will remember,

and another will remind him

we thus dispel solitude!

 

the chatty M. de la Fontaine

talks nonsense! -this is our opinion-

for in our fable the door remains open

even to gloomy grasshoppers

by stormy or rainy weather

 

that is the reason why we never get restless

and rarely get out of bed on the wrong side

our souls do not grow cold in summer

we ants never lose our minds

 

if you ask us: “and then what about jealousy?”

thus pouring oil on the fire

-this is the doormat on the threshold of our love

by carefully wiping our feet

we enter the fable of our ancestors

inscribed on the pediment of every nest

the ant prayer

Translated by Cécile Oumhani

yok

türkisch | Reha Yünlüel

böceklerin adaleti yok
çiçeklerin vicdanı
rüzgârın, karın, yağmurun
sevgisi ya da nefreti
denizin şaşkınlığı yok
bulutların insafı
buzulların tevekkülü
dağların otoritesi
ağaçların tahakkümü
yok zirvelerin gururu
balıkların marifeti
fillerin inancı
yok ornitorenklerin kuşkusu ve isyanı
taşın kuruntusu ya da özlemi.

© Reha Yünlüel
aus: iç. Akatalpa, S. 152 / Ağustos-2012, s. l
Audio production: Hans-Pascal Blanchard

non-existence

englisch

there is no justice among insects

or conscience among flowers

or love and hate

in the wind, snow and rain

or astonishment in the sea

or clemency in the cloud

resignation is absent from the glacier

authority from mountains

domination from trees

and pride from peaks

there is no ingenuity in a fish

or belief in an elephant

or doubt or rebellion in a platypus

there exists no mistrust or nostalgia in stones

Translated by Cécile Oumhani