Tugrul Tanyol
Vous pouvez lire ce poéme dans les traductions suivantes:
CEM (Anglais)
COMME DJEM* (Français)
WIE CEM* (Allemand)
CEM GİBİ
Gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su Gecenin yenik bahçesinde dolaştım, sarı bir yağmurdu Bitip tükenmeyen kayalıkların ortasında mahsur İçimde titrerken anılar ve kaçışın bakır kokusu Çocukluğum bir taht odası, Bursa'da yenik sultanlığım Bütün kapılar kapanmış, bütün kapılar sur Döndüm, ardımda yansıyan o büyük aynayı gördüm Varlığın ve hiçliğin kaynaştığı, göçebe yağmur. Gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su Vardığımda yoktu bütün kapılar. İskele, günbatımı Rodos'a doğru batık tekneler. Kadırgamın şişmiş Tahtalarında çırpınan rüzgârı Duydum, yüzümün büyük sularına çizilen. Ta orada yüksek dağlar, bu dik ve acılı yol Bir at kişnemesi, yağız gül kokusu Çökmüş tapınakların altında gizli geçitler Ve küflü mahzenlerinde taşlaşmış ölüler korosu Giden kim? bu ilkyaz şafağında yolcu edilen habersiz Beyaz kefenlerine bürünmüş yürüyen bakirelerle. Birden şimşek! ve göründü ve yokoldu kapılar Yenilgi ve acı, kaçış ve sürgün. Zamanın yitik Aynasında tüterken yalnızlığın bakır kokusu Alnıma dövülmüş bu ilenç, bu belirsiz yolculuk Duydum etime değişini bin kızgın demirin Karanlık mazgallarından sarkan gövdemin... Bir ilkyaz şafağında kurban edilmişliğim. Birden yağmur! ve yüzümün yarısı akıp gider Benim gözlerim yok, kurşun! sıcak ve ağdalı yüzgörümlüğüm Issız oyuklarında derin uğultularıyla rüzgâr Gözlerimin ıssız oyuklarında... Sıra kimde? Batık teknemin suya gömülmüş ahşap direklerinde Asılmış tüm yolcularım. Celal'im! Sinan'ım! Bu deniz nereye gider, bir biz kaldık Ve yağmur tüm kapıları siler. Ben Cem, daha dün yarım imparatordum Kestirdiğim paralarda soldu vücudum Öldüm binlerce ölümle, kıyıya vuran cesedime baktım Yağlı urganlar bağlayıp boynuma (iskele, günbatımı Rodos'a doğru batık tekneler) yürüdüm, artık Bana bu dünyada yer yok Ne saray, ne köşk; ne rütbe, ne taht Ağabey el ver yanına geleyim Al beni, sonra istersen boğdur Bir yanım zifiri karanlık, bir yanım... birden yağmur! Günler bir ormanın sessiz çığlığına gömüldü Kendi içine düşen dipsiz kuyulara. Cesaret: Gözbebeklerimin içindeki karanlık ülke Perili... ve hiç varılmayacak. Gün soldu, eteklerinde kızıl pırıltılarla damlarken su Bir at kişnemesi, yağız gül kokusu Vardığımda yoktu bütün kapılar. Ben yitik zamanın altında kaldım Silindi kapılar ben dışarda kaldım Bu soğuk, bu kimsesiz karanlıkta Yalnızım, ellerimden başka yok fenerim.



